Halil Cibran – ERMİŞ

 

Bir Hıristiyan olan ancak düşünce yapısı ile normal bir Hıristiyan’dan çok farklı olduğu açıkça gözlenen Halil Cibran'ın, orijinal adı ile “The Prophet” adlı kitabı, kendi ifadesi ile içindeki her sözcüğün kendisinden verebileceği en iyi sözcükler olduğundan emin oluncaya kadar sabırla hazırlanmış bir kitap.
Türkçeye “Ermiş” adı ile çevrilen kitap Cibran’ın başyapıtı olarak kabul edilir. Tüm dünyada satış rekorları kıran bu kitap 1923’te yayınlandığı ilk günden bu yana 20 farklı dile çevrilmiş.

Halil Cibran'ın kendisinin de üzerinde gerçekten büyük emek sarf ederek ve uzun zamanda tamamladığı, ve yine kendisinin en büyük eseri olarak gördüğü "Ermiş" adlı kitabı, 12 yıl boyunca halkın arasında kalan ve ayrılmadan önce halkın sorularına son bir kez cevap veren El Mustafa'nın şiir tadındaki cevaplarında oluşur.
Kitabın asıl adı "The Prophet" dır."Prophet" İngilizcede peygamber veya resul anlamlarında kullanılır. Fakat kitap Türkçeye çevrilirken "Ermiş" şeklinde çevrilmiştir.


Kitaptaki kahramanın adının Mustafa olması ve kitabının asıl adının "Peygamber" (veya Resul) olmasından dolayı kimileri Halil Cibran'ın bu kitabındaki kahramanın H.z Muhammed (s.a.v) olduğunu iddia etmişlerse de bazı Hıristiyanlar da bu kitaptaki metinlerin bazı İncil ayetleriyle benzeştiğini öne sürerek onlar da kendilerince  yorumlamışlardır. Bilindiği gibi Halil Cibran bir Hıristiyandır fakat inancı normal bir Hristiyanlık inancı gibi de değildir."İnsanoğlu İsa" adlı kitabının sadece adı bile yazarın inancının diğer Hristiyanlarınkiyle örtüşmediğinin göstergesi olarak görülebilir.


(Kitap Kapağından)

Halil Cibran'ın başyapıtı olan Ermiş, çağımızın en sevilen klasiklerinden biridir. İlk kez 1923'te yayımlanmış, 20'den fazla dile çevrilmiş, sadece ABD'de 9 milyondan fazla satmıştır.

Ermiş'i en büyük başarısı olarak gören Cibran şöyle demişti:

"Lübnan'da bu kitabı yazmayı ilk kez tasarladığımdan beri, bir tek günüm bile Ermiş'siz geçmedi. Kitap benim bir parçam haline gelmiş gibiydi. Metni yayıncıma teslim etmeden önce tam dört yıl elimde tuttum. Çünkü emin olmak istedim, içindeki her sözcüğün kendimden verebileceğim en iyi sözcük olduğundan emin olmak istedim."


Kitaptan bir bölüm :

Bunun üzerine Almitra, "Bize sevgiden bahset..." dedi.

Ve o başını kaldırdı, insanlara baktı.
Üzerlerine sinen derin dinginliği duyumsadı.

Ve yüksek bir sesle konuşmaya başladı:

"Sevgi çizi çağırınca, onu takip edin,
Yolları sarp ve dik olsa da...

Ve kanatları açıldığında, bırakın kendinizi,
Telekleri arasında saklı kılıç, sizi yaralasa da...

Ve sizinle konuştuğunda, ona inanın,
Kuzey rüzgarının bir bahçeyi harap edişi gibi,
Sesi tüm hayallerinizi darmadağın etse de...

Çünkü sevgi sizi yücelttiği gibi, çarmıha da gerer.
Sizi büyüttüğü ölçüde, budayabilir de...

En yükseklere uzanıp, Güneş'le
titreşen en hassas dallarınızı okşasa da,
Köklerinize de inecek, ve onları sarsacaktır,
Toprağa tutunmaya çalıştıklarında...

Mısır biçen dişliler gibi sizi kendine çeker;
Çıplak bırakana kadar döver, harmanlar;
Kabuklarınızı, çöplerinizi ayıklar, eler...

Bembeyaz olana kadar öğütür sizi;
Esnekleşene kadar yoğurur;
Ve Tanrı'nın İlahi sofrasına ekmek olasınız diye,
Sizi kendi kutsal ateşine savurur...

Sevgi bütün bunları,
Kalbinizin sırlarını bulasınız diye yapar,
Ve bu biliş, Hayat'ın kalbinin bir cüzzünü yaratır...

Ancak korkunun kıskacında,
Salt sevginin huzurunu ve hazzını ararsanız,
O zaman örtün çıplaklığınızı,
Ve sevginin harman yerine adım atın...

Adım atın, kahkahaların tümünün olmadığı,
Sadece gülebileceğiniz mevsimsiz dünyaya,
Ve ağlayın, ama tüm gözyaşlarınızla değil...

Sevgi hiçbir şey sunmaz, sadece kendisini,
Hiçbir şey kabul etmez, kendinde olandan gayri...

Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de;
Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle...

Sevdiğinizde, "Tanrı benim kalbimde," yerine,
Şöyle deyin, "Ben kalbindeyim Tanrı'nın ..."

Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer,
sizi değer bulduğunda...

Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka...

Fakat seviyorsanız ve ihtiyaçların arzuları varsa,
Bırakın bunlar sizin de arzularınız olsun...

Erimek ve akmak, geceye şarkılar sunan bir dere misali,
Şefkatin fazlasının verdiği acıyı bilip,
Kendi sevgi anlayışınla yaralanmak,
Ve kanamak, yine de istekle ve coşkuyla...

Şafak vakti kanatlanmış bir gönülle uyanmak,
Ve bir sevgi gününe daha, teşekkürle uzanmak...

Sessizce çekilmek öğle vakti, sevginin vecdini duymak,
Akşamın çöküşüyle de, eve huzurla dönmek...

Ve uyumak, kalbinde sevgiliye bir dua,
Ve dudaklarında bir şükür şarkısıyla..."

.




DİN'E KARŞI DİN (ŞEHİD DR. ALİ ŞERİATİ)


İslam üzerine farklı, olgun, sıradışı ve Müslümanlar üzerine özgün, objektif, özeleştirel düşünceleriyle Dr. Ali Şeriati. "
Sizi rahatsız etmeye geldim" diyor...

Kitaptan bir bölüm :

Hal böyle olunca 19. yüzyılda din hakkında söylenen şu sözün doğruluğunda hiçbir şüphe yoktur:
“Din, insanların, ölümden sonraki hayat ümidiyle bu dünyadaki fakirlik ve mahrumiyete karşı tahammül edebilmeleri ve yaşadıkları her sıkıntının ve kendilerine sunulan her durumun tanrının iradesi ile olduğuna, dolayısıyla da bu durumu değiştirmelerinin mümkün olmadığına inanmaları için bir afyondur.”
Yine 18 ve 19. yüzyıldaki bilginlerin söylediği şu sözler de doğrudur:


“Din, insanların, bilimsel gerçekler konusundaki cehaletlerinden doğmuştur.”


“Din, insanların mevhum korkularının ürünüdür.”


“Din, feodal yapıdaki ayrımcılık, sermayedarlık ve fakirlik sonucu ortaya çıkmıştır.”


Peki, bu hangi dindir? Bu din, gizli kalmayan hemen tümüyle tarihe geçmiş olan şirk dinidir.
Bu din, kimi zaman tevhid, Musevilik, İsevîlik adlarını kullandığı gibi hilafet, Abbasîlik ve Ehl-i beyt[17] adlarını da kullanmıştır. Aslında bunlar, tevhid, cihad ve Kur’an kisvesi altındaki şirk dinleridir. Üstüne üstlük bu dinlerin mensupları, Kur’an’ı mızraklarının ucuna takmak suretiyle bu konuda önde görünmekten de geri durmamışlardır.



Kur’an’ı mızrağının ucuna takıp sokağa çıkanlar, Lât ve Uzzâ için Hz. Peygambere karşı çıkan Kureyşliler değildi. Zira onlar, durumlarını o dönemde açıkça ortaya koyamıyorlardı. Bunun için mızraklarının ucuna Kur’an’ı takarak dâhilde Ali, dolayısıyla da ALLAH ve Muhammed (s) ile savaşıyorlardı. Halife, cihada ve hacca gidip Peygamber (s) ve onun ailesi adına Kur’an esasına dayalı İslâm devletini yönetirken aslında şirk dinini yönetiyordu.


Şirk dini, orta çağda Musa (a.s) ve İsa (a.s) adına hüküm sürmüştür. Musa (a.s) ve İsa (a.s), tevhid dininin kurucuları oldukları halde şirk dini onların adını kullanarak varlığını sürdürmüştür.

Evet, yukarıdaki alıntılarda sözü edilen din, saptıran, uyuşturan, duraklatan, sınırlandıran ve insanların durumlarına karşı lakayt davranan şirk dinidir. Bu din, tarih boyunca da insanlara musallat olmaktan geri durmamıştır. Demek ki, “Din, korkudan doğmuştur; insanları uyuşturur ve sınırlandırır; feodalitenin ürünüdür.” diyenler doğru söylemişlerdir. Bu tespitleri yapanlar, tarihi esas almaktadırlar; oysa bunlar, din konusunda da tarih konusunda da uzman kimseler değiller. Dolayısıyla tarihe bakan herkes gibi onlar da, tevhid-şirk ayrımı yapmadan din hakkında genel değerlendirmelerde bulunmuşlardır.

.

« Önceki :: Sonraki »

Google